20 yıl sonra Fahrelnissa ile kavuşma

20 yıl sonra Fahrelnissa ile kavuşma

Erken gittim İstanbul Modern'e, otopark boşken rahat rahat benimkini park edip hemen üst kata çıktım. Biraz gemi adamlarını, daha çok nefis manzarayı seyredip kokteyl başlayıncaya kadar damarlarımı açık tutmaktan sorumlu olan viskiyi yuvarladım.

Sonra ruhen ve bedenen hafiflemiş bir biçimde dudaklarımda müstehcen bir şarkı, ellerim ceplerimde Türk resminin ustaları arasında yavaş adımlarla, ama hiç durmadan, kendinden emin bir yüzücü gibi başımı düzenli biçimde sağa sola çevirerek üst katta küçük bir tur attım. Ve Cehennem Merdivenleri'nden inip kalabalığın arasına daldım. 'Acaba' dedim basamakları inerken, 'Jim Morrison gibi uçup kendimi onların kollarına bıraksam mı...'; 'Hiç tavsiye etmem' dedi alteregom, elbiselerinin kirlenme ihtimalini göze almayacaklardır.

Saat tam 18.30'da güvenlik görevlileri kapıların önünden çekilerek 'Fahrelnissa ile Nejad: Gökkuşağında İki Kuşak' sergisini gezebileceğimizi ima ettiler. Ben de adeta atağa kalkmış koşucu gibi daldım içeri. Harikulade bir sergiyle karşılaşmanın, renkler, figürler ve resimlerle sarıp sarmalanmanın coşkusu içinde tabloları incelemeye başladım. Bu Nejad beyin biraz Fahrelnissa hanımın altında ezildiğini hissettim sergide, acaba gerçek hayatta nasıldı? Gürol'un Annesi gibi miydi? Belki. Bunları düşünürken sanat dünyasından Radikal'e transfer olan fotoğrafçı Serkan Taycan'ı gördüm. 

O harıl harıl bir kadının fotoğraflarını çekerken, Tiyatro Festivali'nin yıldızı Peter Brook da arkada durmuş gülmsüyordu. Brook'un önüne geçebilen bu kadın kim diye merak edip Serkan'a sokuldum. Bana şu müthiş hikâyeyi anlattı:

Kadının adı Marie-Helene Estienne, kendisi Peter Brook'un asistanı olarak festival için Türkiye'de. Madame Estienne, çok yıllar önce Fransa'nın ünlü ve etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Charles Estienne'in karısıymış. Estienne, Zeid'in Paris'te tanınmasında etkili olmuş bir isim. Nitekim zamanla Fahrelnissa Zeid, Estienne çifitinin pek çok sanatçı dostundan biri olmuş. Hatta Fahrelnissa hanım, henüz 20'li yaşlarını süren güzel gözlü Fransız kızının, Marie-Helene'in bir portresini yapmış. Tıpkı orta yaşın tüm sertliğini yüzünde taşıyan Mösyö Estienne'in portresini yaptığı gibi. 1965 yılıymış ve Fahrelnissa Zeid yanına o portreleri de alarak ülkesi Ürdün'e dönmüş. Ertesi yıl Charles'ın ölmesi üzerine bu dostluk sonsuzluğa karışıp gitmiş. Marie-Helene ise bir daha o portreleri hiç görmemiş, belki de unutmuş gitmiş. 

Tam 41 yıl sonra İstanbul'a gelmeden bir gün önce, Marie-Helene kentin prestijli modern sanat müzesinde bir Fahrelnissa Zeid sergisi açıldığını ve merhum kocasının portresinin de burada yer alacağını öğrenmiş. Açılış gecesi Brook'la ikisini Özen Yula, İstanbul Modern'e getirmiş. Marie, Fahrelnissa hanımın çocuklarını, Şirin Devrim'i, yani bütün aileyi tanıyormuş. Selamlaşmaların tanıştırmaların arasından sıyrılıp sergi salonuna girmişler ve Marie-Helene 20'li yaşlardaki haliyle göz göze gelmiş. 'Yıllar sonra, hem de sürpriz biçimde kendi portresiyle karşılaşmak nasıl bir duygu' diye sormuş Serkan, o da şu açıklamayı yapmış: "Müthiş bir mutluluk, sanki İstanbul'a gelişim için verilmiş bir hediye gibi. Resim birden karşıma çıkınca, benim için çok önemli bir insan olan Fahrelnissa'ya hayranlığım bir kat daha arttı. Aslında sergide ilk önce kocamın portresini ardından benimkini gördüm. İkimizin arasında bir aşçı portresi asılması da çok komikti"... 

Serkan Taycan'ın anlattığı hikâyeyi dinlemek beni çok duygulandırdı, tekrar kalabalığa döndüm; bu kez portresi yapılması muhtemel güzel gözlü genç kadınları bulmak üzere...


Yazdır   e-Posta